21 Ocak 2012 Cumartesi

NAHİT MENTEŞE: KIZILAY'DA BOMBALARI ASKER PATLATIYORDU



12 Eylül’ün lideri Kenan Evren hakkında soruşturma açıldığı, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da tutuklandığı günlerde, 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a bütün olağanüstü süreçlerin içinde bulunan Nahit Menteşe ile asker-sivil ilişkilerini konuştum.


12 Eylül’ün lideri Kenan Evren hakkında soruşturma açıldığı (4 Ocak Çarşamba) gün Meclis’te Nahit Menteşe ile birlikteydik. Haberi yazarken eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ gözaltındaydı. Cuma gecesi de ‘darbeye teşebbüs’ suçlaması ile tutuklandı. Menteşe, 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a hemen bütün olağanüstü süreçlerin içinde bazen başbakan yardımcısı, bazen bakan, bazen de parti yöneticisi olarak bulundu. Uzun uzun o dönemleri konuştuk. Merak ettiğimiz soruları sorduk. Evren’den Başbuğ’a eski komutanlar yargı önüne çıkarılırken eski bakan Menteşe’nin “12 Eylül öncesi sıkıyönetim görevini yapmadı. Çorum’da, Maraş’ta darbeye zemin hazırlamak için Alevileri ve Sünnileri karşılıklı tahrik ettiler. Kızılay’da bombaları Genelkurmay, Evren patlatıyordu.” sözlerini sarf etmesi, savcıların ne kadar doğru iz üzerinde olduklarını gösteriyor. “Asker cami bombalar mı? Başbuğ neden tutuklanıyor?” sorularını soranların özellikle Menteşe’nin anlattıklarına kulak vermesi gerekiyor. 11 kez bakanlık koltuğuna oturmuş, Türk siyasetindeki ulu çınarlardan biri olan Menteşe, 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a cuntaların cinayetlerini örneklerle anlatıyor. Darbecilerden hesap sorulduğu bir dönemeçte bu sözler daha da önem kazanıyor. Menteşe, “Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını asker istedi. Başbakan Tansu Çiller’e generaller kendi aralarında ‘Fadime’ diye hitap ediyorlardı.” diyor. Türkiye’de hiç darbeler ve siyasete müdahale planları olmamış gibi kulağının üzerine yatanlara karşın Menteşe, yakın tarihe ışık tutarak önemli hatırlatmalarda bulunuyor, “Sivil anayasa ve yargı ile bu işi sonuçlandırın.” diyor.

Nahit Menteşe, 12 Eylül’de AP genel sekreteriydi. Darbenin ayak seslerini çok önceden duymuş, Başbakan Süleyman Demirel’i uyarmıştı. Meclis’te erken seçim kararı aldırabilseler darbe önlenebilirdi. Meclis’e postu sermiş; ancak başarılı olamamıştı.

-12 Eylül öncesi AP genel sekreteriydiniz. Darbenin geldiğini gördünüz mü? Neden tedbir almadınız?

11 Eylül günü ben buradaydım (Meclis’te). Biz darbeyi nasıl önleyebiliriz? Seçime gitmek suretiyle… Kumanda zinciri kurulmuştu asker içinde. Bir arkadaşım telefon etti, İzmit’ten. “Nahit, Saltık Paşa geldi, kumanda zincirini kurdu.” dedi.

-Ne demek kumanda zinciri?

Şu demek: Yukarıdan aşağıya bütün askerin tasdikini alıyor. İhtilale karar verilmiş, demek.

-Saltık’ın özelliği neydi?

Amerika’daydı. Evren, Türkiye’ye getirdi, ikinci genelkurmay başkanı yaptı ve bütün bu görevleri ona verdi. Bu ittifakı Saltık sağladı.

-Siz darbeyi önlemek için gerekli çabayı gösterdiğinize inanıyor musunuz?

Demirel bana “Postu Meclis’e ser, erken seçimi çıkar.” dedi. Ara seçim yapılmış, 5 milletvekilliğini de AP kazanmıştı. Bu CHP’yi de MSP’yi de korkutuyordu. O yüzden erken seçime karşı çıkıyorlardı. Şener Battal (MSP), Anayasa Komisyonu başkanıydı. Artık meseleyi bitiriyoruz. Battal allem etti, kallem etti, komisyonu kapattı. Ben de onlara döndüm, “Türkiye darbeye gidiyor; gelin, seçime giderek bunu önleyelim.” dedim.

-Darbeyi önceden haber aldınız, Evren’i neden hemen görevden almadınız?

Ne olurdu? İhtilal daha öne alınırdı. Evren de bunu söylüyor. Zincir kurulmuş. Önleyemezdik.

-Darbeye doğru bazı olaylar var. Terör tırmanıyor mesela. Bunların arkasında ne vardı?

Asker. Tabanı tutabilmek için mesela Kızılay’da bombalar patlatıyorlardı. Vecdi Gönül, Ankara valisi; ben, genel sekreterim. Bazı olaylar sebebi ile ihbar ediyoruz. Sıkıyönetim Komutanı Nihat Özer katiyen üzerine gitmiyor. Adana’da, Diyarbakır’da böyle.

-İstanbul’da yüz yerde bomba patlamış. Araştırmadınız mı bu nasıl oluyor diye?

Millî Eğitim’e, müsteşara telefon ettim, “Buraya kadar gelebilir misiniz?” “Efendim arabalarımız bağlı, her tarafta bombalar patlıyor.” dedi. Ben o zaman ‘bu iş bitecek herhâlde’ diye düşündüm. İki milletvekilimiz hakkında gensoru görüşmesi vardı. Korkut Özal grubunu davet ettim. MSP’nin o grubunu ikna ettik; fakat Kızılay’da bomba hareketleri devam ediyor. Kimse çıkamıyor, gidemiyor. 11 Eylül günü açtım telefonu Demirel’e, “Efendim Sezgin ile Kıratlıoğlu’nu kurtaracağız; ama devleti kurtaramayacağız.” dedim. Akşamüzeri konuta gittik. İhsan Sabri Bey, Evren’le konuşmuş. “Paşam, ihtilal mi yapıyorsunuz?” demiş. “Yok öyle şey!” cevabını almış.

-Terör eylemlerinin arkasında kim vardı?

Bu eylemlerin arkasında yine Silahlı Kuvvetler var. Kim kumanda zinciri kurdu ise onlar, yani Evren var.

-Asker mi patlatıyor bombaları?

Tabii, tabii.

-Sıkıyönetime rağmen olayların sürmesinin sebebi ne?

Sıkıyönetim, yani asker görevini yapmıyor.

-Maraş ve Çorum olaylarının arkasında kim vardı?

Alevi, Sünni ortamı teşvik eden gizli güçler, sırtlarını okşuyor, sokak hareketlerini meydana getiriyorlar. Kendiliğinden olmaz. Bu böyledir. İhtilali organize edenler bunları planlıyorlar. Şartları olgunlaştırmaya çalışıyorlar.

-12 Mart öncesi bakansınız. Darbe duyumlarını ilk defa nasıl aldınız?

Millî Güvenlik Kurulu toplantısında Muhsin Batur’la yemekte yan yanayız. Bana “Vaktiyle genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları Menderes’in etrafındaydı, hepsi ona bağlıydı; ama darbe oldu.” dedi. Baktım huzursuz. Demirel’e hemen bu konuşmayı aktardım. Nitekim 9 Mart cuntası bastırıldı; ama 12 Mart’ı engelleyemedik.

-Neden?
Demirel’e “Bazı duyumlar alıyorum.” deyince, yanında Millî Savunma Bakanı Ahmet Topaloğlu vardı, “Bak sabaha kadar Ahmet Bey’le uyumadık, 9 Mart hadisesini bastırdık.” dedi. Fakat sonra Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç muhtıra verdi, hükümet düştü.

-Muhtıraya sebep neydi?

12 Mart için bir sebep yoktu. Yüzde 8 kalkınma hızı, yüzde 5 enflasyon; fakat asker içinde buna rağmen kıpırdanmalar vardı. 9 Mart bastırıldı; fakat kıpırdanma durmadı. Onun üzerine Genelkurmay Başkanı Tağmaç 12 Mart muhtırasını verdi. Muhtırada hükümeti istifaya davet ediyordu.

-İstifa etmeyip askere neden “Bana bağlısınız!” demediniz?

Bir muhtırayı beklemiyorduk. Bakanlar kurulunda Faruk Sükan, istihbaratım tamdır, dedi. Ahmet Topaloğlu konuştu. İstifa etmesek ne olurdu, tartıştık.

-Ne olurdu?

Darbe olurdu, 60 ihtilalinden gelen bir hava vardı, ordu çok baskındı. Parlamento kapatılmasın diye istifa ettik. Hiç olmazsa Meclis zeminini elimizde tutalım, dedik. Nitekim Nihat Erim’e, CHP milletvekili olduğu hâlde istifa ettirilip bağımsız bir başbakan olarak görev verildi.

-Menderes üç seçim kazandı. Ordu kademesini değiştirmişti. Neden darbeyi önleyemedi?

Rahmetli Menderes, genelkurmay başkanı ve orduya çok güveniyordu.

-Seçimi düşünmedi mi?

Menderes, Aydın’a geldiğinde, Aydın Yüksek Tahsil Cemiyeti başkanı olduğum için kendisini karşılardım. Son görüşmemiz Londra’da uçak kazası geçirdikten sonra oldu. Aydın’dan trenle gidememiştim. Dört otobüs kiralayarak Ankara’ya geçmiş olsuna gittik. Başbakanlığa gittim, öyle kalabalık bir heyetle karşılaştık ki! Bize dedi ki akşam kalın, beraber akşam yemek yedik. Seçim kaçtı deniyor ya! Öyle bir şey yok. İnönü, Uşak’ta taşlanmış, başında sargı ile dolaşıp halkı tahrik ediyor. Bize söylediği şu oldu: “Bu fesadın hakkından ancak seçime gitmek suretiyle kurtulabiliriz.” Halka dayanıyordu doğrudan doğruya. Mayısta seçime gidelim, diyordu.

-Neden seçime gitmedi peki?

Aydın’da arkadaşlara dedik ki seçime gideceğiz. Çok güzel bir ortam var; ama sokak hareketleri başladı ve tansiyon arttı. Halk Partisi de DP’nin seçimi kazanacağını görüyordu ki sokağı ateşleyenler arasında onlar da vardı. Ben ayrıca bir yemekte Celal Bayar’a bunu sordum, “Sayın cumhurbaşkanım, benim hatıramda bir boşluk var. Menderes bize ‘Seçime gideceğiz, bu fesadı başka türlü bastıramayacağız.’ dedi. Neden seçime gitmedi? Grubu mu ikna edemedik?” diye. Hemen ciddileşti, bana çok iltifat eden Bayar, sert şekilde “Seçim çare değildi.” dedi. Onun görüşü, sokak böyle giderken seçime gidilemez, sokağı tedip etmek lazımdı. Onun üzerine İhsan Sabri Çağlayangil bana yanaştı, “Üzerine gitme, seçimi önleyen Celal Bayar olmuştur.” dedi. Ama Menderes sokağa rağmen seçime gitmeyi tek çare olarak kabul ediyordu.

-Öğrenci yürüyüşleri darbenin ayak sesleri miydi?

Ben o zaman Aydın’da avukattım. DP’de haysiyet divanı başkanıyım, ağabeyim il başkanı. Baktık Ankara’daki bu hareketler devam ediyor. Bir harbiye yürüyüşü var, artık darbeyi bekler hâle geldik. Aramızda konuşuyoruz, 27 Mayıs olduğu gün, Türkeş radyodan konuştu, herkes rahmetli Menderes’in bir tertibi gibi telakki etti. İsmet Sezgin belediye reisi idi, “Bunu mutlaka Menderes yaptı.” diyordu. O kadar askere inanılıyordu.

Esasında biraz gaflet, büyüklerimiz görememişlerdir. Rahmetli Bayar ve Menderes… Grup içinde birtakım tereddütler var; ama hepsi lidere inanıyor, bir ihtilalin olabileceği düşünülemiyor.

-Darbecilerin sivil uzantıları da var. CHP olmasa bu girişimler olur muydu?

1965’te hükümet kuruldu, Demirel’in başkanlığında. CHP’den ikide bir orduyu ima ederek ‘geliyorlar’ gibi tehditler... Açıkça konuşanlar, darbeye muhatap bizi görüyorlar. Maalesef birtakım kimseler hep el altından darbeleri desteklemişlerdir. 27 Mayıs’ın sahibi âdeta CHP olmuştur. CHP darbeye âdeta destek vermiştir. Siyasi partiler kapatılacak değil mi? Kapatılan parti DP. CHP var, Osman Bölükbaşı’nın partisi var, onlara dokunulmadı. Bize ‘kuyruklar’, ‘düşükler’ diye hitap ediyordu CHP’liler. 1954’te DP’nin oy oranı yüzde 56’ya çıktı. Üniversite talebesiydim, DP için koşturuyorduk. Bir gün otururken “Bu kadar olmasaydı, acaba bizimkiler şımarır mı?” diye endişeler olmuştu bizde. Sonra Menderes, kalkınma hamlelerine girişti. 57 seçimlerine giderken yoklar dönemi… Radyoya pil yok, nal için mıh yok. 57 seçimlerine gittik, CHP 170 milletvekili ile geldi. Ekonomik sebeplerle oy oranı arttı. CHP’yi de bu sayı şımarttı. İktidar bizimdir, demeye başladılar.

Menteşe, demokrasinin bundan sonra kesintiye uğramayacağı noktasında daha umutlu. Çünkü ona göre TSK, darbelerde başarılı olamadı. Halk desteğini kaybetti. Menteşe bugün, “Ortam yok. Ortam ve şartlar tahakkuk ettiğinde onlar darbeyi hazırlar ve yaparlar.” diyor. Yeni anayasa ve siyasi tartışmalara kurban etmeden Ergenekon dava süreçlerinin tamamlanması ile yeni bir dönemin başlayabileceğini belirtiyor.

--------------------------------------------------------------------------------
Nahit Mehteşe kimdir?

Nahit Menteşe, Menderes’in memleketi Aydın doğumlu (1932). Bir süre avukatlık yaptıktan sonra DP’de politikaya atıldı. AP Aydın il başkanlığını yaptı. 1965’te milletvekili seçildi. Demirel hükümetlerinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı (1968-69), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (1970-71) yaptı. 1973 ve 1977 seçimlerinde yine Aydın’dan milletvekili seçildi. AP genel sekreteri oldu. Turizm ve Tanıtma ve 1977’de Millî Eğitim Bakanlığı görevlerinde bulundu. 1980’de siyasi yasaklı oldu. DYP’den tekrar siyasete girdi. Tansu Çiller’in kurduğu hükümetlerde İçişleri başta olmak üzere çeşitli bakanlıklarda bulundu.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Deniz Gezmişlerin idamını asker istedi

İdamları Anayasa Mahkemesi iptal etti. Askerde büyük tepki meydana geldi. İdamları asker şiddetle istiyordu. Meclis kararı tasdiktir, kararı veren mahkemedir. Benim de yüreğim yanıyor. Keşke idam olmasaydı, Menderes’in idamına nasıl karşı gelmişsek bunda da istekli değildik; ama parlamento baskı altındaydı. Üçe üç gibi bağırma diye bir şey yok. Bunlar birtakım solcu yazarların uydurmaları. Adam kaçırmalar, banka soymalar buna alışık değil ülke. O zavallılar böyle bir ortamda asılmış oldular. Asılmayanlar, kelleyi kurtaranlar şimdi konuşuyorlar. CHP’de idamlara açıktan karşı çıkan da vardı; ama o kadar güçlü bir şekilde değildi tabii.

,,,,,,,,,,,,,
Generaller, Tansu Çiller’e ‘Fadime’ diyordu


28 Şubat öncesi Ulaştırma Bakanlığı’nda görev verdiğim bir kişinin cenazesine gittim. Camide cenaze namazından evvel konuşuluyor. Necmettin Erbakan, başbakan. Tansu Çiller başbakan yardımcısı, onu kötülüyor cihet-i askeriye. Hâlbuki ilk başbakan olduğunda kuvvet komutanları, genelkurmay başkanı bana geldiler ve “Sayın Menteşe, bu hanıma siz yardımcı olacaksınız. Onun başarılı olmasını istiyoruz.” demişlerdi. Birdenbire Erbakan’ı başbakan yaptı diye döndüler. Bir general geldi, “Fadime’den mi bahsediyorsunuz?” dedi. Ben dehşete düştüm tabii. Ali Kalkancı hadisesi ve Fadime Şahin meselesi var gündemde. Aralarında Çiller’e bunlar Fadime diyorlar. Çiller’e açtım konuyu. Bana cevabı, “Bir paşanın oyunları onlar.” dedi. Ben “Zannetmiyorum.” dedim. Ciddiye almadı. Süleyman Demirel’e açtım, “Çok tedirginim. Bakalım bu işi nasıl bastıracağız?” dedi. Karadayı ile işbirliği yaptı. Hükümet düştü; ama darbe önlendi. Asker kışladan çıkmadı. Demirel askerlerin tesirindeydi. Darbe olacağı korkusu vardı.

Asker, Meclis’te vekil dövdü

Faruk Gürler’in adaylığını katiyen kabul etmedik. Toplantılar yapıyorduk. Faruk Gürler ters kapıdan girmiştir, görüşündeydik. Birisini istifa ettirdiler, Gürler geldi, senatör oldu, oturdu. Rüya Restoran’da yemek yiyoruz, nasıl geri döndürebiliriz planları yapıyoruz. Askerin büyük baskısı var. Takip ediliyoruz. Demirel’i evine bıraktık, orada bir avukatın eşi çıktı karşımıza, “Biz askerin toplantısındaydık. Bunlar darbe yapacaklar ve sizi Menderes gibi asacaklar.” dedi. Bana baktı, “Seni de, seni de!” dedi. Sonra telefonla aradılar. Bir general telefonda bana diyor ki “Salı günü ne yapacaksınız?” “Serbest irademizi kullanacağız paşam.” dedim. Arkasından Faruk Gürler’in oğlu, doktor albay aldı telefonu, nasıl böyle küfürlü konuşuyor. Demirel’e de telefon edilmiş. “Yamyam mısınız!” diye tersledi onları. Salı günü geldi. Localar hep askerlerle dolu. Bir subay aşağı indi, bir arkadaşla yumruklaştılar. Parti genel sekreteriyim. Parlamento 1960’ta kapatılmış, üyeler Yassıada’ya gitmiş, böyle bir ortam. Çekinenler olabilir diye, mesela tuvalete gidecek, arkasından gidiyorum, mevcudu bulundurmak istiyoruz. Sonunda Fahri Korutürk oldu cumhurbaşkanı.

Gazioğlu ‘Bakanlığa gelmesen de olur’ dedi

1993 döneminde terörle mücadeleyi tamamen TSK yapıyordu. Polis de var; ama esas ağırlık askere verilmişti. PKK o kadar organizeydi ki ancak asker bunun hakkından gelebilecekti. Başka türlü çare yoktu. İçişleri Bakanı iken Suriye’ye gittim. Hafız Esad beni kabul etti. Yanımda Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar vardı. Üç saat görüştük. İlk başta “Başbakanınız çok güzel.” dedi. “Güzel ama demir gibi.” dedim. “Öcalan, Lübnan’da” deyip teslim etmediler. Ben Millî Eğitim’den geldim İçişleri’ne. Bahtiyar Paşa öldürülmüştü. Çiller, “Sana İçişleri’nde ihtiyacım var.” dedi. Bekir Aksoy, müsteşar; Ağar, emniyet genel müdürü. Benden evvelki Mehmet Gazioğlu onları getirmiş. Gazioğlu bakanlığı devrederken “O kadar mükemmel bir genel müdür ve müsteşarınız var ki isterseniz hiç bakanlığa gelmeyin!” dedi. Ben tabii her zaman ipleri elimde tutmaya gayret ettim. Çiller, başkan yardımcılıklarından birini bir orgenerale vermeye çalışıyordu. Haber aldım, gittim, “Ben görevi bırakıyorum.” dedim. İç güvenliği değerlendirme kurulu kurduk. Benim başkanlığımda ilk defa İçişleri, Dışişleri, MİT müsteşarı, Genelkurmay temsilcisi, jandarma temsilcisi bir araya geldi. Haftada üç gün toplantı yaptık. İstihbaratı gizlilik içinde değerlendirdik. Hiç şov yapmadık. Faili meçhulleri çözmek kolay değildi. Dış ve iç bağlantıları vardı. Bazılarını çözdük.
09.01.2012 İDRİS GÜRSOY , aksiyon dergisi







Hiç yorum yok: