14 Şubat 2012 Salı

11 HAVACI OLAYI: Demokrasinin kaçırdığı fırsat

6 Şubat 2012 / İDRİS GÜRSOY,


CHP’nin darbecilikle suçlananları listelerinden aday gösterme ve süren davalarda onlara destek olma politikası nereden geliyor? CHP’li milletvekillerinin Silivri’ye niçin çadır kurduğunun şifreleri, 1962’de yaşanan 11 havacı olayında gizli.

CHP’li milletvekilleri Silivri’de çadır kuruyor, sık sık darbeye teşebbüsten yargılanan asker-sivil sanıkları destekleyici açıklamalar yapıyor. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemelere ağır suçlamalar yöneltiyor. Darbe sanıkları CHP listelerinden milletvekili adayı gösteriliyor. CHP’nin darbecilerle işbirliği yeni değil. Cuntacılarla ilişkiler 27 Mayıs 1960’ta başlıyor; ancak ‘Ordu+CHP=iktidar’ ve ‘Ordu+CHP= ihtilal’ formülünün dillerde dolaşmasına 1962’de yaşanan ‘11 havacı subay olayı’ sebep oluyor. Neydi 11 havacı subay olayı?

27 Mayıs darbesi bir yılını doldurmadan yeni cuntalar kurulmaya başladı. CHP, 1961 seçimlerinde beklenen oyu alamayınca Silahlı Kuvvetler Birliği darbeye karar vermişti bile. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, krizi çözdü. İsmet İnönü başbakanlığında CHP-AP koalisyon hükümeti kuruldu. Talat Aydemir, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963’teki iki darbe girişiminde başarısız olunca idam edildi. Ancak İnönü, Hava Kuvvetleri’ndeki bir grup subayın darbe planlarken suçüstü yakalanmasını görmezden geldi, üzerini örttü. Hava Kuvvetleri Komutanı’nın 11 havacının istifalarını işleme koyma talebini geri çevirdi. Çünkü cuntanın CHP ile ilişkisi vardı. Yanlarında derecelerine göre yıldızlar bulunan 70 kişilik listede bazı CHP’li milletvekillerinin (üç yıldız) isimleri sıralanıyordu. ‘Ordu+CHP= ihtilal’ formülünü de Hava Kuvvetleri’nde sergilenen listeyi gören bir subay ortaya atmıştı. Cuntanın açığa çıkmasından sonra darbe çalışmalarını yürütmekle suçlanan General Hüsnü Özkan, CHP’ye kaydoldu ve milletvekili yapıldı. Emekli edilen Albay Fevzi Arsın da CHP’nin Ankara il Başkanlığı görevine getirildi.




1962’deki 11 havacı olayı Meclis’te sert tartışmalara sebep oldu. İnönü, CHP’li milletvekilleri ile ilişkisi tespit edilen Hava Kuvvetleri’ndeki cuntanın üzerine gitmemekle suçlandı. AP Grubu adına konuşan Gökhan Evliyaoğlu; CHP’yi eleştirerek bir uyarıda bulunmuştu: “Meseleyi münakaşa etmek isteyen partileri ‘ordu düşmanı’ olarak itham etmek asıl ordu düşmanlığıdır. Bütün dünya ordularında bir hain çıkmayacağına dair kaide yoktur. Bu sebeple meselenin üzerine ciddiyetle gidilmelidir. Orduda siyasi faaliyetler ve cunta teşkil edilmesi sapık bir düşüncedir. Bu türlü bir maceraya kalkışanı hükümet affederse bunlar birbirini takip eder gider.”



Meclis tutanakları, 1962’de yayımlanan gazeteler ve tanıkların hatıralarında olayın ayrıntıları vardı. 4 ciltlik ‘Matbuat Basın Derkeeen Medya’ isimli kitabında 11 subay olayını ilk defa bütün yönleri ile anlatan gazeteci Bedii Faik’le görüştüm. Faik’e 11 havacı cuntasının ihtilal planları verilmiş ve o da bunu gazetesi Dünya’da yayımlamıştı. Talat Aydemir’le birlikte babası asılan ve döneme ilişkin iki kitabı bulunan Ömer Gürcan da önemli açıklamalarda bulundu. Gürcan, İnönü’nün kendine yakın kişiler olduğu için havacıların üzerine gitmediğini belirtti. Aydemir’in darbe girişiminde Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Hüsnü Özkan ve 10 havacı da cunta ile birlikte hareket etmişti. Aydemir ve Gürcan’a acımayan İnönü, darbe suçlaması ile istifaları alınan 11 havacı subayla ilgili hiçbir işlem yapmaya yanaşmamıştı.



Muhalefet partileri, havacı cuntasının da araştırılıp yargılanmasını istiyordu. AP grubu adına konuşan Gökhan Evliyaoğlu, İnönü’yü eleştirmiş, “Hükümet cuntayı affederse devamı gelir” uyarısında bulunmuştu. Meclis, CHP’nin oyları ile darbe planlamakla suçlanan subaylar hakkındaki Meclis araştırma önergesini reddetti. Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel, Millî Güvenlik Kurulu toplantısında İnönü’ye, 11’lerin dosyasını kendisine göndermek istediğini söyledi. Başbakan İnönü’nün cevabı “Gönderme, iade ederim!” oldu. Tansel bu görüşmeyi evinde gazetecilere açıkladı.



Türk siyasi hayatında eline darbe planları ulaşan gazeteci sadece Mehmet Baransu değildi. 1962 yılında dönemin en ünlü gazetecilerinden biri olan Bedii Faik’e kimliği belirsiz iki kişi bir dosya ulaştırdı. İçinde 11 havacının darbe planları vardı. Faik, Baransu gibi savcılara gitmedi. Sahibi olduğu Dünya gazetesinde konuyu önce makalelerine konu etti. Sonra da manşetten bu darbe girişiminin ayrıntılarını yayımladı. 1962’de de tıpkı 2002’deki Balyoz gibi darbe planları yapılmıştı. Bu tarihî olayın Meclis tutanakları ve tanıkların itirafları ile ilginç ayrıntıları vardı. İddiaya göre 22 kopyası bulunan, orijinali Hava Kuvvetleri komutanının kasasında olan plan ile ‘CHP +Ordu=iktidar’ formülü hayata geçirilmek isteniyordu. Darbede ismi geçen 70 kişinin çoğu CHP’liydi.



Darbe planlarının basına sızması ve 11 subayın istifalarının alınmasından sonra Başbakan İnönü, Meclis araştırma önergesi veren AP’lileri ‘orduyu yıpratmak’la suçladı ve tıpkı bugünkü CHP’nin Ergenekon’da yaptığı gibi cuntacı subayları korumaya aldı. Millî Savunma Bakanı’nın emekliliklerini istediği darbe ile suçlanan subayların görevde kalmaları için gayret sarf etti. Konuyu gündeme getiren Dünya gazetesi ve Bedii Faik de diğer basın tarafından yalnız bırakıldı. Hatta bazı gazeteciler, cuntanın üzerine gitmek yerine bu bilgilerin nereden sızdırıldığını sorgulayan yayınlar yaptı.



Peki Aydemir’in ipini çeken İnönü neden 11 havacı cuntasının araştırılmasını isteyen Meclis önergesini reddetmişti? 22 Şubat darbesine teşebbüsten Talat Aydemir’le birlikte idam edilen Binbaşı Fethi Gürcan’ın oğlu Ömer Gürcan, Aksiyon’a İsmet İnönü’nün iki darbe girişiminde farklı davranmasını şöyle açıklıyor: “Çünkü kendi sadık adamlarının CHP adına yaptıkları ihtilal girişiminin açığa çıkması İsmet İnönü’nün işine gelmemiştir.” Döneme ilişkin araştırmaları da bulunan Gürcan, İsmet Paşa’nın kendi cuntası olan bu ekibi kurtarmaya çalıştığını belirterek “22 Şubatçıları durduran ve ‘demokrasi kahramanı’ ilan edilenlerin sahte demokrasi kahramanları olduğu 11 havacı olayında ortaya çıkmıştır.” diyor. Darbe ile suçlanan 11 havacının cezalandırılması gerekirken İnönü’nün aflarını istediğine dikkat çekiyor: “Darbe planları Meclis’ten ve kamuoyundan İsmet Paşa tarafından saklanılmış ve örtbas edilmiştir.”







Darbe planlarında neler vardı?



22 Şubat’tan az sonra Hava Kuvvetleri’nin içinde dört kademeli bir cunta gittikçe oluşmaya başlamıştı. Birinci kademesi planlama-koordinasyon grubu olan bu cuntanın başlıca elemanları Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı olan General Hüsnü Özkan’ın başkanlığında toplanmış şu kişilerdi: Halim Menteş, Fevzi Arsın, Tufan Akkoç, Refik Yurtsever, Yusuf Parmaksız ve Halit Elgin. Hava cuntasının ikinci kademesi planlama grubunun emrinde daha küçük rütbeli subaylardan teşkil edilmişti ve asıl görevi 22 Şubatçıları, 14’lere bağlı subayları, 6 Hazirancıları ve o zamanlar henüz adları ‘zinde kuvvetler’ olan bütün unsurların elemanlarını birleştirerek bir güç birliği meydana getirmekti. Üçüncü kademe ‘İstanbul irtibat komitesi’ idi. Bunun Hv. Yzb. Remzi Oral’ın idaresinde olduğu ilk günden biliniyordu. Ve daha çok Hava Harp Akademisi’nde teşkilatlanmaya çalışarak planlama grubunun direktiflerine göre faaliyet gösteriyordu. Dördüncü kademe ise Hava Kuvvetleri Karargâhı’nda görevli ve yeminli iki daktilocu kadın yer almaktaydı ve hazırlanan yazıları, planları daktilo etmek veya çoğaltmakla görevliydiler.



Darbenin olabilmesi için her zamanki gibi ortamın olgunlaştırılması gerekiyordu. Bunun için de cunta Millî Devrim Ordusu (MDO) adı altında bir yapılanmaya gitmiş ve MDO imzalı bildiriler yayımlıyordu. Ankara’nın ortasında gazete büroları taşlanıp parti merkezleri tahrip ediliyordu. Hava cuntasının isteğine uygun bir hava gittikçe doğmaktaydı.



Cunta planlama grubu, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı olan General Hüsnü Özkan’ın odasında çalışıyordu. Bu oda Hava Kuvvetleri Karargâhı’nın üçüncü katında en dipteki kumandan odasının bitişiğindeydi. Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel, cuntanın varlığından ve faaliyetlerinden haberdardı. Tansel, yanı başında çalışan cuntanın faaliyetlerine bir süre göz yumdu. Cunta 1962 Eylül ayından itibaren daha muntazam bir çalışma devresine girdi. Bütün faaliyetler, tabii senatörlerin hava kanadını teşkil eden Mucip Ataklı, Haydar Tunçkanat ve Emanullah Çelebi ile paylaşılıyordu. Ekim ayında cunta planlama grubu tarafından hazırlanan ihtilal dosyası tamamlandı. İhtilalde üç aşama vardı. Birinci bölüm yeşil kâğıtlara yazılmış ve ülke problemleri ele alınmıştı. Çeşitli sorunlar sosyal, ekonomik ve politik yönlerden ele alınıyor, analizleri yapılıp değerlendirilerek çare ve teklifler hâlinde sonuçlandırılıyordu. Özel arabaları dahi şahıs mülkiyetinden çıkaran teklifler dikkat çekiciydi. İkinci bölüm kırmızı kâğıtlara yazılmış ve harekât ile harekât sonrası yapılacak işleri gösteriyordu. Rejim, temelini CHP’liler teşkil etmek üzere ortanın hayli solunda partisiz bir iktidara teslim ediliyordu. İhtilal dosyasının üçüncü bölümünde ise hizalarına güvenlik derecelerine göre tek veya çift yıldız konulmuş işbirliği yapılacak CHP’lilerden parlamento içinde ve dışındaki mensuplarının isimlerini ihtiva eden liste vardı. Hava cuntasının 70 kişilik listesinde güvenlik dereceleri yüksek, üç yıldızlı bazı CHP’liler şunlardı: “Turhan Feyzioğlu, İlhami Sancar, Suphi Baykam, Orhan Eyüboğlu, Kemal Satır, Turan Güneş, Coşkun Kırca, Muammer Erten, Turgut Göle, Kenan Esengin, Lebit Yurtoğlu, İbrahim Ökten, Nedim Müren, Ali İhsan Göğüş ve Kemal Yılmaz.”



Cuntada görüş ayrılığı



Hava cuntasının kuruluşundan ve tutumundan Hava Kuvvetleri içerisinde daha başından itibaren asla memnun olmayan ve faaliyetini tasvip etmeyen iki general vardı. Eskişehir Birinci Hava Kuvvet Komutanı Tümgeneral Muhsin Batur ve Ankara’da Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Yardımcısı Tuğgeneral Süleyman Tuncel. Batur cuntayı izliyor ve karşı tedbirleri alıyordu. Tuncel ise demokrasiye bütün samimiyetiyle inanmış, askerin politika ile ilgilenmesine tam manasıyla karşı bir komutandı. Kendisine cuntaya katılması için yapılan teklifleri her defasında reddetmiş, baskıları savuşturmuştu.



Ekim ayının sonuna doğru cunta çalışmalarına bir kat daha hız kazandırmak zaruretini duydu. Bu defa sıra Hava Kuvvetleri içindeki hakimiyetlerinin ve taşıdıkları kuvvetin fiilî ölçümüne gelmiş gibiydi. Bazı geceler muhayyel kuvvetlerin ve bilhassa 22 Şubatçıların baskın yapacakları gerekçesiyle alarm tatbikatları düzenliyor, kendilerine sıkı sıkıya bağlı saydıkları subaylara gece gündüz karargâhta silahlı nöbet tutturuyorlardı. Bu durum Hava Kuvvetleri ve Genelkurmay’da huzursuzluğu artırdı.



Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel’den hava cuntasının dağıtılmasını istedi. Tansel, çoktandır bu emri bekliyordu ve derhâl harekete geçti. Cuntanın esas icra komitesini teşkil eden üç astan ikisinin görevlerini değiştirdi. Böylece Hava Kurmay Albay Halim Menteş, Bandırma Üs Kumandanlığına; Hava Albay Fevzi Arsın da Mürted Hava Üs Komutanlığına tayin edildi.



İki havacı albayın görevlerinde yapılan değişiklikler cuntayı ve ilişkide olduğu siyasi uzantılarını rahatsız etti. Havacı tabii senatörler derhâl harekete geçti; Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel görevinden uzaklaştırılmalı ve yerine Kurmay Başkanı Tümgeneral Hüsnü Özkan getirilmeliydi! Tansel’in yaptığı görev değişikliğini bir formaliteden ibaretmiş gibi göstermek için de aksine emir verilmesine rağmen, görevleri değiştirilen iki albayın Ankara’ya getirilerek General Hüsnü Özkan’ın başkanlığındaki toplantılara devam etmeleri sağlandı. Tansel bu durumu dikkatle ve serinkanlılıkla izledi.



1962 Kasım ayının sonuna doğru Tansel kararını verdi. Cuntanın Hava Kuvvetleri Kumandanlığında, General Hüsnü Özkan’ın odasında toplantı hâlinde oldukları haberini aldı. Arabasına atladı ve Hava Kuvvetleri’ne giderek kurmay başkanının odasında cuntayı toplantı hâlinde yakaladı. Cunta biraz şaşırmıştı ama daha çok birlikten doğan kuvvetle hiçbiri renk vermediler. Tansel’in kararlılığı ve biraz da sinirliliği kolayca anlaşılıyordu. Cuntacılar son görev değişikliklerini yersiz bulduklarını söyleyerek komutanı itham ettiler. Tansel, konuşmaları sabırla dinledi. Nihayet hepsi âdeta birbirleriyle yarışırcasına görevlerinden istifa ederek derhâl emekliliklerini isteyeceklerini söylemeye başladı. İstifayı son koz olarak kullanıyorlar ve böyle bir hareketin Hava Kuvvetleri içinde yapacağı tesirleri düşünen bir komutanın hemen gerileyeceğini hesap ediyorlardı. Tansel’in de aynı istifa hareketini beklediğini ve hatta meselenin tek çözüm noktası olarak bunu gördüğünü bilemediler. Tansel cuntayı biraz süzdükten sonra; “Böyle bir talebinizi memnuniyetle karşılayacağım.” dedi. İşi o kadarla da bırakmadı, istifa dilekçelerinin hemen oracıkta hazırlanıp kendisine verilmesini de talep etti.



Toplantıda bulunan 9 havacı da hemen istifalarını verdi. Generaller Hüsnü Özkan, Şevket Demirgüç, İbrahim Metel ve albaylar Halim Menteş, Fevzi Arsın, Yusuf Parmaksız, Refik Yurtsever, Tufan Akkoç, Halit Elgin hemen, asli üye olmadıkları hâlde ertesi gün de Yarbay Abdulkadir Yücel ve Yarbay Emin Yerlikan istifa dilekçelerini imzalayarak emekliliklerini istedi. Hava Kuvvetleri’ne 11 general ve subayın emeklilik işlemlerinin yapılması talep ediliyordu. Olaya 11 damgası böyle vuruldu.



1962 yılının aralık ayında gazeteler 11 subayın emekliye sevk edildiği haberini verdikleri zaman bu subayların Hava Kuvvetleri komutanı ile ihtilafa düştükleri sanılıyordu. İsmet İnönü de olayı bu şekilde kamuoyuna açıkladı ve cuntanın üzerini örtmek istedi. Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel ise geri adım atmadı, gazetecilerin sorusu üzerine “Hüsnü Özkan dâhil 11’lerin ihtilal hazırladığı yolunda el yazılarıyla dolu dosyalar vardır.” dedi.



Ancak Genelkurmay istifaları bir türlü işleme koymadı. Millî Savunma Bakanı İlhami Sancar hemen bir demeç vererek “Hava Kuvvetleri’nde sadece bir görev değişikliği bahis konusudur ve hiçbir ayrılma, çıkarılma mevcut değildir!” dedi. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da 2 Aralık 1962 tarihli yazıyla 11 havacıya 15 gün izinli olduklarını bildirdi.



11 havacının istifası cebinde olan Hava Kuvvetleri Komutanı Tansel ise bütün bunlara rağmen geri adım atmadı. Hürriyet’e bir açıklama yaptı: “Bunlardan birkaçı Mucip Ataklı’dan emir alır, askerliklerini kaybetmişler ve hava kuvvetleri ile silahlı kuvvetlerin bütünü için tehlikeli olmaya başlamışlardır. Kendilerini bu yüzden istemiyorum.”



Cuntacıların ordudan tasfiye edilmesine hükümetin direnmesi Hava Kuvvetleri’nde de rahatsızlığa sebep oldu. Hava Kuvvetleri Karargâhı’nda General Süleyman Tuncel, 11 havacının ihtilal dosyalarını karargâhta sergilemek zorunluluğu duydu. Sergi her subaya açıktı. Tuncel’in sergi odasına geldiği bir sırada genç bir hava teğmeni CHP’liler listesinin isimleri yanındaki yıldızları incelemiş ve sonra elindeki gazeteyi işaret ederek “Gazetedeki demeçlere bakınca insan ‘amma isabetli yıldız koymuşlar’ demeden kendini alamıyor generalim.” demişti. Başka bir genç subay bu dosya teşhirini ibret ve dehşetle seyrettikten sonra Albay Turan Çağlar’a şöyle söylüyor: “Hayır, ‘Ordu+CHP = iktidar’ değil, bu tertip yanlış olmuş demek, ‘Ordu+CHP =ihtilal’ olmalıymış.”





Hiç yorum yok: