24 Ekim 2011 Pazartesi

YAZICIOĞLU NEDEN HEDEFTİ?


İDRİS GÜRSOY AKSİYON, 10 10 2011
Türkiye’de her yapının içine sızmalar var, her yapının içinde devletin görevlisi, MİT’in elemanı var, başka istihbarat örgütlerinin sokmaya çalıştığı veya soktuğu insanlar  var.” Bu sözler BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’ye ait. Destici, şu an bile gençleri ‘Ne duruyorsunuz?’ diyerek sokağa çekmek isteyenler olduğuna işaret ediyor. Hrant Dink suikastına karışan sanıklarla ilgili Trabzon’a giderek hazırladıkları raporu Devlet Denetleme Kurulu’na (DDK) verdiklerini söylüyor. Raporda, Yasin Hayal, Ogün Samast, Erhan Tuncel’in ilişkilerine dikkat çekilip derin bağlantılarının ortaya çıkarılması isteniyor. Destici, 2007 öncesi darbe planı yapanların bir yandan da BBP’yi DYP ile ittifaka zorladığını söylüyor. “Muhsin Bey, bütün bu planları bozdu.” diyor.
Ergenekon, irtica ile mücadele eylem planı, internet andıcı ve Balyoz davaları Türkiye’de yeraltı örgütlerinin çalışma usullerine ilişkin pek çok gerçeği gün yüzüne çıkardı. Derin devlet adına hareket eden bazı yapılar ‘irtica ile mücadele’ adı altında çeşitli planları uygulamaya soktu. Peki, BBP ve Alperen Ocakları son dönemde işlenen cinayetlerle neden bağlantılı gibi gösterilmeye çalışıldı? Amaç neydi?
Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına aday olmasından sonra Türkiye’de yeni bir süreç başladı. Devlet içinde bazı birimler irticanın, bölücü tehdidin önüne geçtiğine dair değerlendirmeler yaptı. Bazı partiler, dinî cemaatler, tarikatlar, dernekler ve kurslar hedef seçildi. İrtica ile mücadele adı altında bazı kanunların çıkarılması için hükümetlere baskı yapıldı. Diğer taraftan Müslümanları şiddet eylemlerinin içine çekebilmek için çeşitli fason örgütler kuruldu. Bazı cinayetler dindarlara fatura edilmek istendi. Dev–Sol’un Bedri Yağan kanadı tasfiye edilerek bu örgüte faili meçhul cinayetler işlettirildi.
28 Şubat, seçimle iktidara gelmiş Refah Yol Hükümeti’ni devirdi; ancak cemaatlere yapılmak istenen operasyonlar yarım kaldı. 2002 seçiminde AK Parti’nin iktidara gelmesi ile düğmeye yeniden basıldı. Planlar güncellendi. Hedef bu sefer AK Parti ile birlikte ona destek verdiği düşünülen cemaatlerdi. ‘İrticayı tasfiye edebilmek için, teröre bulaşmamış cemaatlerin teröre bulaştırılması gerekiyordu. PKK’yı kullanarak Kürtleri nasıl şiddetin içine çektilerse Müslümanlar için de benzer bir plan uygulandı.
Merkez atlama taşı olarak Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisi kullanılacaktı. Sol ve sağ örgütlere sızmak için şu yol izleniyordu. Örneğin Dev–Sol’un içine adam sokulacaksa önce başka bir sol örgütün içine adam sokuyorlar, sonra bu eleman Dev–Sol’a gidiyor. ‘Sen neredeydin?’ diye sorduklarında, ‘falan sol örgütte’ deyince, kabul ediliyor. ‘Sokaktan geldim’ dese sorgudan geçecek. Örgüt kullanarak başka bir örgüte sızılıyor. 28 Şubat sürecinde ve sonrasında bu metod ‘irticai gruplar’ için uygulandı. Alperen Ocakları’na yakınlaştırılan bazı kişilere eylemler de yaptırdılar. Hrant Dink, Rahip Santario ve Zirve Yayınevi katliamında bazı sanıkların izlerinin BBP’ye çıkmasının sebebi buydu. Muhsin Yazıcıoğlu, tam da bu sırada “Bizim tarlayı bizden habersiz sürmüşler.” dedi ve tedbirini aldı. Dink cinayeti sonrası Trabzon’a bir heyet göndererek rapor hazırlattı. BBP hedef gösterilirken raporda şu dikkat çekici sorulara cevaplar isteniyordu: “Yasin Hayal, tutuklu iken duruşmalara katılmanın haricinde, herhangi bir sebeple ceza ve tutukevi dışına çıkarılmış mıdır? Çıkarılmış ise, nerelere gönderilmiş, kimlerle karşılaşmıştır? Erhan Tuncel muhbir midir, yoksa bir operasyon elamanı mı? Erhan Tuncel’in herhangi bir sosyal güvenlik kurumunda kaydı var mıdır? Ogün Samast, Erhan Tuncel ve Yasin Hayal, son iki yıl içerisinde uçakla seyahat etmiş midir? Trabzon’a turist, gazeteci, bilim adamı veya iş adamı olarak gelip konaklayanların, Kimlik Bildirme Kanunu’na göre, sağlıklı bir şekilde kayıtları tutulmuş mudur?” Yazıcıoğlu, “Tarlayı haberimiz olmadan sürmüşler.” çıkışını yaparken aslında bu planları yapıp uygulamaya sokanlar kadar, kamuoyunu ve dinî cemaatleri de uyarıyor, “Benden gelen bazı kişilere dikkat edin!” diyordu.
Yazıcıoğlu’nun dik duruşu ve tarlasını sürdürmeme konusundaki kararlılığı olmasa plan şu şekilde işleyecekti: Alperen Ocakları’na olduğu gibi bazı dinî guruplara silahlı eylem, ajitasyon eğitimi verilmiş kişiler sızdırılacaktı. Yurtlara girilecek, hatta evler kurdurulacaktı. Erzincan’da bu planları uygulamak istediler. Ergenekon soruşturmaları ile planlar deşifre olmasaydı; bunlara azınlıkları hedef alan cinayetler işlettirilecek ve bazı cemaatler terör örgütü kapsamına sokulacaktı. Faillerin izi sürüldüğünde veya yakalandıklarında o cemaatler birer terör örgütüne dönüşecekti. Terör örgütünden dolayı hepsi toplanıp içeri tıkılacaktı. Dış dünya da şunu diyecekti; “Türkiye’deki dinî gelişmeler, siyasetteki muhafazakâr yükseliş, yabancı düşmanlığını artırıyor. Hrant Dink gibi Ermeni bir yazar öldürülüyor. Hıristiyan ve Ermeni cemaatinin önde gelenleri suikasta kurban gidiyor. Siz Türkiye’de hoşgörü gösteriyorsunuz ama Mahmut Hoca’nın, Fethullah Hoca’nın yandaşları ve AK Partililer birer yabancı düşmanı olmuş, misyonerleri kıtır kıtır kesiyorlar.” AK Parti’ye karşı şüpheler artacak, dinî gruplara Amerika, Almanya ve AB’nin de hoşgörüsü olmayacaktı.
2007 seçimleri öncesi bir taraftan darbe planları yapılırken diğer taraftan siyaset dizayn edilmek istendi. BBP Genel Başkanı, bütün bu süreçte demokrasiden yana tavır koydu. Peki BBP’ye hangi baskılar yapılmıştı? Bu soruları Yazıcıoğlu’nun en yakınındaki isim ve bugün genel başkan olan Mustafa Destici’ye sorduk.
-BBP siyasi operasyona maruz kaldı mı?
2007 seçimi öncesi partiye çok katılımlar olmuştu. Kamuoyunun yadırgadığı kişiler de vardı. Bunlar partiyi diğerleri ile özellikle DYP ile ittifak yaptırmak istedi. ‘Genç Parti ile yapalım’ diyenler bile oldu. Başkan bu süreci okuyup bağımsız aday olarak girdi.
-Neden? Yapılmak istenen neydi?
Mevcut iktidara bir alternatif aranıyordu. AK Parti’den kurtulmanın yolu belli yapılar oluşturmaktan geçiyordu. Bir taraftan CHP’yi güçlendirir, MHP’yi diri tutarken, diğer taraftan da bir çatı partisinin Meclis’e girmesi hesapları yapıldı. Madem AK Parti’nin iktidar olmasını engelleyemiyoruz, ne yapmamız lazım? Üçüncü bir ayak Meclis’e sokulmalı ki bu iktidar engellensin. Birileri darbe planı yaparken birileri de siyaseten ‘bunun önünü nasıl keseriz’ hesapları yaptı. Genel Başkan bunu görüp tek başına aday olunca sonradan gelenlerin tamamı partiden ayrıldı, hatta suçlayıcı bir şekilde tefrikalar yayımlayarak ayrıldılar. Onların hepsi gitti. Başkan bağımsız seçildi geldi.
-Bütün bunların arkasında cumhurbaşkanlığı seçimleri mi vardı?
Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek istemiyorlardı. 367’yi ortaya attılar.  Abdullah Bey destek turlarına çıktığında, kendisini genel başkanımız Yazıcıoğlu ile birlikte ağırladık Meclis’te. Muhsin Bey bu süreçte şahsiyetli davrandı, dik bir duruş sergiledi. “Hemen size desteğimi açıklayayım.” dedi. Gül, “Ben tek oyunuza talip değilim, sizin topyekûn ülkeye yayılmış desteğinize talibim.” deyince hafta sonu kurultayda delegelerin de desteğini alarak açıklamasını yaptı. İlk yaptığımız toplantıda da dedi ki, “Partiye katılımlarla gördük ki olmuyor, biz kendi arkadaşlarımızla yürüyeceğiz bundan böyle. Tarlayı kiminle sürersem onunla biçeceğim.”
 -Suikast iddiaları BBP tabanında nasıl karşılanıyor?
Muhsin Bey’in bir suikasta kurban gittiği ihtimali son gelişmelerle pekişti. Ama bunu söyleyemiyoruz. Yüzde bir de olsa başka bir ihtimal varsa temkinli hareket etmek istiyoruz. Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi belki bunu bir soruşturma raporu ile kapatıp gideceklerdi. İstenen oydu. O zaman ve şimdi de yapılmaya çalışılıyor, ‘tabanımız ve gençlerin üzerinden kaos çıkarılmak isteniyor; ‘İşte öldürüldü, ne duruyorsunuz başkan? Gidin gereğini yapın’ deniyor. Ama biz bu süreçte dışarıdan provokasyon girişimlerine karşı yıpratılmayı da göz önüne alarak dirençle durduk. Hukukun içinde kalmaya hassasiyet gösterdik. Ancak duyumlar alıyoruz, ‘artık ne duruyorsunuz, gereğini neden yapmıyorsunuz’ diyorlar gençlerimize. Bu sürece yine zarar verir. Çünkü bir kargaşa ortamı oluştrularak dosya kapatılmak istenebilir. Bunu yapanlar kaostan besleniyor.
-Gençleri kullanmak isteyenler oldu mu?
Başkan’ın vefatından sonra geçen iki buçuk yıl içinde Alperen Ocakları’nı yine hiçbir yerde kullanamadılar. Kullanabildiler mi? Onun arkada bıraktığı kadrolar da onun gibi düşünen insanlardı. 78’de tanıştık, Nizam-ı Âlem ve Alperen Ocakları’nda yetiştik. Dolayısıyla onun üslubu ve usulü neyse bizim de o, onun davası ne ise bizimki de o.
-Tarlayı sürmüş olamazlar mı?
-Muhsin Yazıcıoğlu’nun başında olduğu tarlayı kim sürecek? Sürebilir mi? Benim başında olduğum tarlayı sürebilir mi? Sürmeye kalkabilir ama ben buna müsaade eder miyim? Benim müsaade etmediğim bir şeye Muhsin Yazıcıoğlu müsaade eder mi? Etmez.
-Sizin dışınızda gençlere el atanlar olabilir mi?
Derneklere koyduğumuz arkadaşlara güveniyoruz. Gençlik teşkilatı olarak algılanıyor ama bir dernek orası. Elbette ki arkadaşlarımızın var olmasının sebebi Alperen ruhunu yaşatmaktır. Millî manevi ruha sahip, bu ruhu yaşayabilecek, vatanın birliği noktasında fedakârlığa hazır bir gençlik yetiştiriliyor. Ama Türkiye’de her yapının içine sızmalar var, her yapının içinde devletin görevlisi var, MİT’in elemanı var, başka istihbarat örgütlerinin sokmaya çalıştığı veya soktuğu insanlar da var. Bu sadece Alperen Ocakları için değil, her cemiyet, ocak, cemaat için söz konusu. Bunları arı tutabilmeniz sizin dirayetinize, politik söylemlerinize bağlı. Bu arkadaşlarımız işin bilincinde, fevri şeyler olabilir, bu her yerde olabilir. Ama Alperen Ocakları hukukun içindedir. Kararlı bir şekilde inandığı davasını hukuk dışına çıkmadan yerine getiriyor, getirmeye devam edecek.
BBP raporunda Trabzon hücresi Hrant Dink cinayetinden sonra sanıkların Nizam-ı Âlem Ocakları ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştü. Dink’i öldüren Ogün Samast, Trabzon Alperen Ocakları’na gidiyordu, ancak kaydı yoktu. Cinayeti azmettirmekten yargılanan ve Mc Donalds’ın bombalanması eylemini yapan Yasin Hayal’in de Alperen Ocakları ile ismi anılmıştı. Erhan Tuncel’in Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte fotoğrafı ortaya çıkmıştı. Danıştay cinayetini işleyen Alparslan Arslan ve Zirve Yayınevi katliamı sanıklarından Emre Günaydın için de benzer iddialar ortaya atılmıştı. BBP’nin Trabzon raporunda adı geçen kişilerin Alperen Ocakları ile ilişkisinin olmadığı ortaya kondu ve derin bağlantıların araştırılması istendi.
Konuşabilirdi Yazıcıoğlu 80 öncesi derin yapılanmaları iyi biliyordu. 12 Eylül’de cezaevinde nefis muhasebesi yaptı, niçin var olduklarını düşündü. MHP ile yollarını ayırıp Nizam-ı Âlem ve Alperen Ocakları’nı kurdu. İslami tonları olan bir gençlik yapılanmasının daha faydalı olacağını düşündü. Bu arada eski ilişkileri sebebi ile pek çok bilgi ve belge kendisine akıyordu. Hem derin yapıların planlarına engel olması hem de çok şey biliyor olması onu hedef hâline getirmişti.

10.10.2011
İDRİS GÜRSOY

Hiç yorum yok: