25 Ağustos 2011 Perşembe

BAŞBAKAN'IN BAŞDANIŞMANI AKDOĞAN HÜKÜMETİN YOL HARİTASINI ANLATTI: HEM DEMOKRATİKLEŞME HEM TERÖRLE ETKİN MÜCADELE

Erdoğan’ın en yakınındaki danışmanlarından Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, “Yeni süreçte terörle mücadele ve demokratikleşme, birbirine paralel devam edecek.” diyor.

Ankara, olağanüstü bir haftayı daha geride bıraktı. Birbiri ardına yapılan terör saldırıları bardağı taşırdı. Çarşamba günü geç saatlerde Türk uçakları uzun bir aradan sonra sınırın hemen ötesindeki PKK kamplarını bombaladı. Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Başbakan Erdoğan, ramazan sonrası için tarih vermiş, teröre karşı etkin önlemler alınacağını söylemişti. Ağustos şûrası sancılı geçse de yeni komuta kademesinin ilk işi, ellerinde dosyalarla Başbakanlık konutunda terör zirvesi yapmak olmuştu. Hakkâri Çukurca’dan gelen 9 şehit haberi, bıçağın kemiğe dayandığı son nokta oldu ve operasyonlar için düğmeye basıldı. Peki, bundan sonra ne olacak? Hükümetin yeni terörle mücadele konseptinde neler var? Demokratikleşme sekteye uğrar mı? Başbakan Erdoğan’ın en yakınındaki danışmanlarından Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’a sorduk.


-Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in yeni anayasaya destek vermeleri için muhalefet liderleri ile görüşüp uzlaştığı gün Çukurca’dan şehit haberleri geldi? Eylemler demokratikleşmeyi mi hedef alıyor?

Bugüne kadar Türkiye ne zaman ayakları üzerine doğrulsa, ne zaman demokratik adımlar atmaya kalksa birileri bu süreçleri sabote etmeye çalıştı. Referandum sürecinde gördük, seçim süreçlerinde yaşadık. O zaman şunu sormak gerekiyor: Hangi amaca hizmet ediyorlar?

-Hangi amaca?

Seçimden çıkılmış, yeni bir anayasa yapmak için herkes ümitlenmiş, kronik sorunların çözümü için imkân doğmuş, tarihî fırsat önümüze konmuşken birileri sabote etmenin derdinde. Bu, kirli bir oyun. Terör örgütünün süreci sabote etmesine müsamaha gösterilemez. Ayrıca PKK’nın bölgede vatandaşlar üzerinde baskı ve şantajla nüfuz oluşturmasına da izin veremeyiz. Şu anda PKK bölgede haraç topluyor, iş makinelerini yakıyor, iş yeri kapattırıyor. Peki, bu insanlar kim? Hepsi Kürt. Bölgedeki Kürt vatandaşlarımızın üzerinde PKK’nın ciddi bir baskı oluşturup bunun üzerinden bir siyasi alan açma çabası var. Bunu kırmak durumundayız. Vatandaşlarımızı PKK’nın esareti altına sokamayız. Açılımın sürmesi, demokratikleşme sürecinin devamı açısından terör örgütünün etkisinin kırılması büyük önem taşıyor.

-Güvenlik politikalarının öne çıkması, demokratikleşmeyi olumsuz etkiler mi?

Terörle mücadele varsa demokratikleşme yok, demokratikleşme varsa terörle mücadele yok anlayışı yanlıştır. Demokratik açılımın iki ayağı var. Bir, demokratikleşme; iki, terörün son bulması. Demokratikleşme devam edecek, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi için çalışacağız. Aynı zamanda daha etkin bir şekilde terörle mücadele de sürdürülecek.

-Ancak 90’lı yıllara dönme endişesi var.

Türkiye, 90’lı yıllara dönemez ve dönmeyecektir. 90’lı yıllarda kirli bir savaş vardı. Bu savaş üzerinden toplum ve hükümet baskı altına alınmış, siyaset kurumu etkisizleşmişti. Birtakım hukuksuzluklar yaşanıyordu. Orada terörle mücadele edilirken PKK ve vatandaş birbirinden ayırt edilmemişti. Hukuk dışına çıkılarak, yanlışlar yaparak, vatandaşa PKK’lı muamelesi yapılarak verilen bu mücadele PKK’ya kayıp verdirmedi, aksine daha çok halk desteği bulmasına sebep oldu. Bölgede olağan dışı şartlar ortaya çıktı. Bugün demokrasiden taviz verilemez.

-Bu dengeyi nasıl koruyacaksınız?

Hukuk dışına çıkmadan vatandaşı değil, PKK’yı hedef alan bir mücadeleden bahsediyoruz. O günkü anlayış inkâr ve imhaydı. Bu anlayış çoktan geride kaldı ve bir daha bu anlayışa dönülemez. Bugün inkâr ve imha değil, demokrasi ve mücadele dönemi var. Demokrasi içinde her şey gerçekleşiyor. Kürtlerin varlığı tanındı. Hak ve özgürlükler noktasında meseleye bakılarak bir paradigma değişikliğine gidildi. İnkârcı, dışlayıcı anlayış yerine hak ve özgürlükleri kabullenen daha şefkatli bir anlayış geldi. Bu paradigma değişimi zaten Kürt meselesinin en önemli ayağının, siyasi ayağının ortadan kalkmasına sebep oldu.

-Nasıl?

Kürt meselesi dediğimizde bir; ilgisizlik, geri kalmışlık, geri bırakılmışlık durumu vardı. İki; ayrımcı, dışlayıcı bir anlayış vardı. Bu ikisi problemdi. Paradigma değişti ama ortada şimdi başka bir sorun var: Ayrılıkçı, etnik Kürt milliyetçiliği temelinde silahı, terörü kullanan bir anlayış...

-Paradigma değişikliğinin sonuçlarını nasıl göreceğiz?

Eskiden sivil irade sürecin çok dışındaydı. Tribünden izliyordu olayları. Mesele askere havale edilmişti. Yeni süreçte asker-sivil ilişkilerinin normalleştiğini görüyoruz. Siyasi irade muktedir hâle geliyor. Birçok alanda daha etkili artık. Bunların içinde terörle mücadele de var. Terörle mücadelenin yönlendirilmesi, kontrolü sivil iradenin denetiminde olacak.

-Somut hangi adımlar atılacak?

Terörle mücadele konseptini hazırlayıp hayata geçirecek olan siyasi iktidardır, bunu uygulayacak olan da elbette güvenlik güçleri olacaktır. Yeni teknolojilerle, yeni yöntemlerle terörle daha etkin mücadele edilecek. Valilerin sürecin içinde olması, karar noktasında gecikmeleri engelleyecek. Daha hızlı hareket etmek, daha profesyonel birliklerle bu işi yapmak, teknolojiyi daha fazla kullanılmak ve uluslararası ilişkileri daha etkin hâle getirmekle daha iyi bir netice alınacaktır.

-Eylemler atılacak adımları engeller mi?

Tersine, terör tırmanır, sorun daha da büyürse yeni düzenlemelere gidilmesi hızlanacaktır.

-Terör eylemleri Kürt sorununun çözümünü nasıl etkiler?

Saldırılar, örgütü hedefine götürmeye dönük değil, taktik saldırılar. Hükümeti köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Ortada bir Kürt sorunu var ama PKK ve BDP’nin tanımladığı Kürt sorunu, kendi hedef ve amaçlarını ifade ediyor. Bundan dolayı çözüm dendiğinde kastettikleri de kendi amaçları oluyor. Kürt sorununu çözdüğünüzde siz onların sorununu çözmüş olmuyorsunuz. Sosyal politikalar yapın, devletin şefkat elini götürün, bunlar Kürt sorunu çözülmüştür demiyorlar. Çünkü çözüm tanımlamaları bizimkinden farklı.

-Çözümden ne anlıyorlar?

Abdullah Öcalan’ın kurtarılması, PKK’nın meşrulaştırılması, özerklik… Siz demokratik bir ülkede vatandaşların özgürlüklerini geliştirmeye çalışıyorsunuz, herkes insanca yaşasın, ana dilini konuşsun diyorsunuz ve bu yönde adımlar atıyorsunuz; ancak BDP bunu yetersiz görüyor. Onlar amaç ve hedeflerine ulaşmak için demokratikleşmeyi yeterli bir yöntem olarak görmüyorlar.

-Neden?
Çünkü demokrasi içinde bu hedeflerine ulaşamazlar. Toplum kabul edemez. Böyle olduğu için de dayatmaya gidiyorlar. Terör o zaman devreye giriyor. Biz şunu reddetmiyoruz. BDP demokratik bir mücadele vermelidir, dışlanmamalıdır. Ama örgütün hedeflerini dayatmaya kalkarsan buna demokrasilerde kimse eyvallah demez. BDP de biliyor ki o politikasını demokrasi içinde gerçekleştiremez. Adam çıkıyor ‘Ben demokratik özerklik ilan ettim’ diyor. Bu tür dayatmalarla hükümeti bir yere getirmeye çalışıyorlar.

-KCK operasyonları hep eleştirildi. Açılıma darbe olarak değerlendirenler oldu? Buna katılıyor musunuz?

Açılım var diye siz bir hukuksuzluğa göz yumamazsınız. Terör örgütü şehirlerde birtakım yapılanmalar kurup bölge halkı üzerinde tehdit oluşturuyor, kendi belediye başkanlarını örgüt komiserleri sorguya çekebiliyorsa buna tahammül edilemez. Buna elbette operasyon yapacaktır. Legal ve illegal birbirine karıştırılamaz. KCK operasyonları doğru ve gereklidir. Uygulamada bazı yanlışlık olabilir ancak özü itibari ile yasa dışı yapılara hukuk devletinde göz yumulamaz.

-Meclis açıldığında BDP ile ilişki kuracak mısınız? Onlardan ne bekliyorsunuz?

BDP sahici bir aktör olmalı, demokrasiyi bütün kurumları ve kuralları ile kabullenmeli. Sorunun değil, çözümün bir parçası olmalı. Toplumu kışkırtan tavır ve davranışlardan kaçınarak sorunun çözümüne destek vermeli. PKK’nın terör eylemleri süreci ne kadar zora sokuyorsa, BDP’lilerinki de o kadar toplumu geriyor. Bir çözümden bahsediyorsak bu bütün toplumun kabul edeceği bir çözüm olacaktır. Toplumsal algıyı hesaba katmalıyız. Kendi kitlelerini hesaba katarak konuşurlarsa süreçleri zora sokmuş olurlar. PKK kanlı saldırılar gerçekleştirdiğinde ortaya koydukları tavırlar önemli. İnsanların yaşam hakkı ortadan kaldırılırken tek kelime laf etmiyorsun, o zaman ben senin samimiyetine nasıl inanacağım?

-Anayasa çalışmalarından sonuç alabilecek misiniz?

AK Parti komisyon kurdu, dersini çalışıyor, hazırlıklarını yapıyor. Diğer partilerin ne diyeceği de önemli. Ancak biz samimi olarak çalışmaları devam ettireceğiz.

22.08.2011, AKSİYON, İDRİS GÜRSOY



Hiç yorum yok: