20 Aralık 2014 Cumartesi

19 Aralık, gece yarısı Çağlayan: Özgür basın susturulamaz



Özgür basın susturulamaz

Türk demokrasi ve basın tarihinde ilk defa binlerce insan özgür basın susturulamaz sloganları ile adliyelerin önünü koştu. Kumpas davalarının sonunu getiren yeni bir sürecin başındayız.


        14 Aralık, Ankara Adliyesi’nin önü. Ellerinde Türk bayrakları çeşitli mesleklerden, yaşlardan, kadın erkek binlerce kişi toplanıyor. Sanki bir düğün yerini andıran manzaradan en çok öne çıkan slogan: Özgür basın susturulamaz, oluyor. Aynı saatlerde İstanbul ve İzmir başta olmak üzere çeşitli şehirlerde de insanlar Adliyelerin önünde buluşuyor, ellerinde o gün çıkan Zaman gazetesi, medyaya baskın protesto ediliyor.
       27 Mayıs sabahı darbecilerin ilk duraklarından biri Ankara Radyosuydu. Bir cemse asker gece yarısından sonra radyoya ele geçirdi. Darbe bildirisi radyodan okunduğunda her şey bitmişti,  tanklar sokaklardaydı.  Gazetecileri Çankaya’ya çağırdı ve bir mutabakata imza attırdılar. ‘Darbe ve Yassıada mahkemeleri’ konusunda cuntacıların istediği haber ve yorumların yapılmasını emrettiler. 12 Eylül 1980’in hedefinde yine basın vardı. Yayın yasaklarına uymayan gazeteler hemen kapatılıyor, gazeteciler hapse atılıyordu. 28 Şubat 1996 post modern darbesinde tankların yerini bazı medya kuruluşları almıştı.
       Türkiye 14 Aralık’ta medyanın susturulmak istendiği yeni bir baskınla güne uyandı.  Zaman gazetesi yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı ve STV yayın grubu başkanı Hidayet Karaca gözaltına alındı. Gazetenin 15 Aralık’taki manşeti: Demokrasinin kara günüydü.  Gazete çalışanları ağızların siyah bantlar çekmiş ve ellerine “özgür basın susturulamaz” pankartlarını almıştı. Ancak ilk defa, Türk demokrasi tarihine de geçecek bir gelişme yaşandı. Ülkenin çeşitli şehirlerinde binlerce insan bu baskınlara tepki için gazete binaları ve adliyelerin önünde toplandı. 4 günlük hukuksuz gözaltıdan sonra 6 saat sorgulanan  Dumanlı ve Karaca’ya sorulan sorular Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçti. Savcı bir yayın yönetmenine ‘Darshenalerle ilgili haberleri neden yayınladınız?’ diye soruyor ve tutuklanmaya sevk ediyordu. Karaca ise bir diziden dolayı hesaba çekiliyordu! İngiliz Financial Times gazetesi, bu haberi okuyucularına, ‘Dünyada ilk defa hayal ürünü bir dizi hedef alındı’ başlığı ile duyurdu.
        18 Aralık’ta hakimin karşısına çıkarılan Ekrem Dumanlı’nın avukatları neyle suçlandıklarını ve dosyadaki delilleri öğrenmek istedi. Sulh ceza Mahkemesi Hakimi Bekir Altun, dosyada gizlilik kararı olduğunu hatırlattı.  Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekten suçlanan gazetecilere hakim Altun, suç aletleri olarak, 2 makale ve bir haber olduğunu söyledi. Dumanlı’nın ağzından, ‘Bu mudur?” sözleri döküldü.  Dosyada gerçekten iki makale ve bir haber vardı. Karaca, mahkemenin tarafsız olmadığını kayıtlara geçirerek ifade vermeyi red ederken, Dumanlı, basın tarihine geçecek bir savunma ile mahkeme başkanına gazetecilik dersi verdi.  
       Çağlayan Adliyesi’nin 6.katında tam bir tiyatro sahneye konulmuştu. Darbe hukuku işliyordu. Savunma hakları kısıtlanmıştı. İfade işlemleri gece 12 sıralarında bitmesine rağmen hakim kararı ertesi güne 19 Aralık’a bıraktı.  Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca ile diğer polisler, emniyetin, soğuk, eksi altıncı ve yedinci katında adeta tutsak edildi.  Çağlayan Adliyesi’nin önü gün boyu binlerce insanın akınına uğradı.  Türk bayrakları, Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Yazıcıoğlu pankartları ve atılan sloganlar, baskılara karşı tarihi bir duruşun kareleri olarak hafızalara kazındı.  ‘Karar yarın’ dendiğinde bile insanlar meydanı terk etmek istemiyordu. ‘Allah’a emanet Ekrem Abi’ tezahüratları altında sessiz ve vakur bir şekilde dağıldılar.
      Türkiye darbe süreçlerinde pek çok değerini kaybetti. Hukukun askıya alındığı bu zor dönemlerde mazlumlar hep yalnızdı. İlk defa ülke içinden yükselen ve bütün dünyada karşılık bulan, ‘özgür basın ” talepleri, Erdoğan rejiminin proje mahkemeleri ve kumpas davalarının amacına ulaşamayacağını gösteriyor.  27 Mayıs sabahı Ankara radyosunu darbeciler ele geçiremeseydi kim bilir tarih nasıl yazılırdı? ‘Senaryo davasının” sonu ne olursa olsun bundan sonra  korku rejiminin nasıl yıkılacağına tanık olacağız. (İDRİS GÜRSOY, 20 ARALIK 2014, ÇAĞLAYAN İSTANBUL)